zihin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Korku nereye kadar bağlayacak kanatlarımızı? İki kelamı elinden alınan insanoğlu, Kırık ve burkuk yüreğindeki o koca yalnızlıkla, Ner...



Korku nereye kadar bağlayacak kanatlarımızı?
İki kelamı elinden alınan insanoğlu,
Kırık ve burkuk yüreğindeki o koca yalnızlıkla,
Nerelere koyacak sonsuzluğa ulaşmak isteyen ruhunu?
Kim hesabını verecek?
Kim usul usul ağlayarak yastığında
Sabahı edecek?
Kanatları yolunmuş,
Bacakları tutmaz olmuş,
Ruhunun alevi kora dönmüş,
Güneşi, ayı unutmuş,
Koca evreni bir kenara koymuş
Ve küçücük bir şeyin büyük öfkesinin
Esiri olmuş öyle mi?
Göklere sığmaz insanoğlu,
Toprağın kara büyüsünün
Ve de her yerde kol gezen kötülüğün
Kulu olmuş öyle mi?
Hangi küçük şeyleri
Büyük sanıp kendinden
Secde etmiş Tanrıdan gayrısına
Öylesine bir karabasan
Ve öylesine şiddetli bir korkaklıkla
Kaybolumuvermiş bir barbarın rüyasında?
Şiddetli ve öfkeli bir tutulmanın
Nesnesi mi oluvermiş
De uyanamamış bir türlü?
Ah ruhum ve de elllerin ini olmuş zihmim!
Hangi görünmez tel örgüler tutmakta 
Ve sen gönüllü hapistesin
Uçmak varken göklere?

Adeta bir kara büyü gibi etkisi altına aldı korku tüm dünyayı ve dünya gözle görülmeyen kana bulandı. Etrafta kol gezen kötümser ...





Adeta bir kara büyü gibi etkisi altına aldı korku tüm dünyayı ve dünya gözle görülmeyen kana bulandı. Etrafta kol gezen kötümser istatistiklerin –ki her bir insan tek bir rakamdır bu bilimin gözünde- havada mikroplardan beter bir hızla yayıldığını hissediyorum. Evlerinde korkuyla büzüşerek dinlenmeye çalışan ve pek tabi olarak bir türlü dinlenemeyen, zihinleri türlü türlü senaryoların etkisi ile bedenlerine sürekli zehir pompalarken evde kalıp oturmakla, stok yapmakla, insanlarla görüşmeyi kesmekle bu zehirden kurtulacağını zanneden insanlar, en az mikroplar kadar tehlikeli evrensel bir kötülüğün etkisi altında kalmışlardır.

Hiçbir mikrop kendi yasasını delemez. Ve dolayısıyla süper güçlü bir duruma gelemez. Işık karanlığı her daim yener. Yasalar her bir atom için vardır ve değişmezdir ve ne hiçbir madde ne de hiçbir canlı tabi olduğu yasayı delme gücüne sahiptir. Tanrı dahi bütünün yasasına tabidir.  Bütün zihinseldir ve Tanrı da ve insan da. Tanrı sözle yaratmıştır tüm dünyaları ve ağızdan çıkan kelamla başlamıştır her şey. Bu tüm semavi dinlerin en önemli ortak noktalarından biridir. Keza Türk destanlarında da ağızdan çıkan sözlerin ne derece önemli olduğu yaratılış destanında geçmektedir:

‘Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu.
Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen’e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı  artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi:
“Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayım?”
 Su içinde yaşayan Ak Ana, su yüzünde göründü Ülgen’e şöyle dedi :
“Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren De ki hep,” yaptım oldu ” başka bir şey söyleme. Hele yaratır iken,”yaptım olmadı” deme.” Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu.
Tanrı Ülgen’in kulağından bu buyruk hiç gitmedi. İnsana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı :
” Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz.”
Tanrı Ülgen yere bakarak : ” Yaratılsın yer!” Göğe bakarak “Yaratılsın Gök!” Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış.

Zihnimiz bizim mabedimizdir. Orada dua ederiz, orada hayal ederiz, orada durmadan düşünür dururuz. Kirli, korku ile dolmuş, kötü düşünceleri, kötü gelecek senaryolarını üst üste düşünen zihinler eninde sonunda zehirle dolacak ve bedenleri geri dönülmez bir sürece sokacaklardır. Ölüm herkes için vardır ve yaşadığımız dünya ile ilgili bildiğimiz neredeyse tek mutlaktır. Ölüm korkusu, hastalanma korkusu, aç kalma korkusu ise kalan hayatınızı zihinsel ve de bedensel bir cehenneme çevirmeye yetecek kadar güçlü duygulardır. Sizi hiçbir yaratıcı fikrin zihninize girmesini engelleyecek kadar felçli bir duruma sokabilecek ve bedeninizi de eninde sonunda iflas ettirebilecek kadar çürütebilecektir. Çürük zihin, çürük bedeni yaratır.

Hiçbir virüs sizin iradenizden, yaşama sevincinizden, içsel gücünüzden, içinizdeki şamandan daha kuvvetli değildir. Hiçbir virüs ise uzun vadede korku, endişe ve kaygı kadar öldürücü değildir. Evlerinizde derhal pencereleri açın, haberleri bir müddet kapatın, balkonda saksıdaki çiçeklerinizi sulayın, çocuklarınızı ve evcil hayvanlarınızı sevin, gülümseyin ve gülümsetin. Güneşe ve aya ve de yıldızlara selam verin ve aldığınız her nefes için teşekkür edip, şükredin. Kara büyünün zihninizi ele geçirmesine izin vermezseniz, virüsler de bedeninizi ele geçiremeyeceklerdir. Velakin ölümden kaçış olmadığı aşikârdır. Milyonlarca yıl yaşayan tanrılar dahi ölümden kaçamamışlardır. İçinizdeki ateş dönecektir elbet bir gün ait olduğu yere. O ateşe iyi bakın, yaşamın alevini iyi besleyin.

Hazır su ile bu kadar haşır neşirken, suyun yapısı itibarı ile manyetik bir madde olduğunu ve niyetle bükülebildiğini bilin. Burada okumakla kalmayıp araştırın. Suyla elinizi her yıkadığınızda tüm hastalıkların, kötü düşüncelerin suyla beraber vücudunuzdan akıp gittiğini hayal edin. Sadece bedensel olarak değil ruhsal olarak da temizlendiğinize inanın ve sıcak sudan ziyade soğuk suyu tercih edin; keza soğuk su sıcağa göre daha güçlüdür niyet iletmekte.

Yemek yerken haberlerin açık olmamasına dikkat edin. Neşeli şeyler izleyin, neşeli şeylerden bahsedin. Yediğiniz her lokma için teşekkür edin, tadına varın ve yemekle birlikte bedeninize neşe ve sağlık girdiğini hayal edin. Yemek yerken kötü söz etmeyin, kavga etmeyin ve kesinlikle kötü şeyler izlemeyin.

Sevgiyle, iyi ve temiz düşüncelerle, temiz ellerle kalın. Kara büyü siz izin verdiğiniz sürece size işler, bunu aklınızdan çıkarmayın. Ağzınızdan çıkan sözlere dikkat edin; iyilik, doğruluk, saflık ve sağlık dışında kötü laf etmeyin; hele beddua hiç etmeyin. Zihninizi ve bedeninizi saf tutun ve hep güzeli hayal edin. Özellikle uyumadan önce iyiyi ve güzeli hayal edin ve gerisini bilinçaltınıza/ruhunuza bırakın keza aksi takdirde uykunuzu dahi kaybedebilirsiniz.

Su gibi Aziz kalın!

Ilık bir bahar akşamında, deniz kenarındaki bir balık restoranında, en sevdiğiniz insanlarla birlikte ve lezzetli yemekler eşliğinde neş...



Ilık bir bahar akşamında, deniz kenarındaki bir balık restoranında, en sevdiğiniz insanlarla birlikte ve lezzetli yemekler eşliğinde neşeli ve bol kahkahalı bir akşam geçirdiğinizi varsayın; hayal etmenin bile insanın yüzüne kocaman bir gülücük kondurduğu akşamlardan biri.  O kadar çok güldünüz ki aniden zihninize gelen bir düşünce ile kaskatı oluyorsunuz; ‘başıma bir iş gelecek galiba, çok güldüm’. Batıl bir hurafeymişçesine zihninize dolan bu düşünceden kurtulmak için rasyonel zihninize sığınırsınız; bu nafile bir hamledir. Deneyimlerinizden çok iyi bilirsiniz ki iyi şeylerin ardından kötü şeyler gelir. Mutluluğun devamında her daim mutsuzluk vardır; üzüntünün ve çokça gözyaşının ardından bir ferahlama gelir; heyecanın ardından bir sakinlik çöker. Evren bir taraftan verirken, bir taraftan alır gibi gözükmektedir ki bu bir gerçektir. Her şeyin bedelini ödemek zorundayız; ne kadar yükselirsek yükselelim, bir taraflarımızdan bizi aşağıya çekecek bir güç muhakkak vardır. Çok mutlu ve aktif olduğumuz bir günün ardından, beklenmedik bir şekilde umutsuzluğa düşüp, kıvrıldığımız koltukta hareketsiz kalmamız da bu yüzdendir. İçimize dolan yapıp etme isteğinin yerini aniden bir bıkkınlık halinin alması an meselesidir. Ve herkesin bildiği şu ünlü cümle aşağı yukarı açıklar bu durumu; ‘her inişin bir çıkışı, her çıkışın bir inişi vardır.’

Bu evrensel bir yasadır ve sadece insanları değil, maddi evreni de kapsar.  Sarkacın hareketi buna güzel bir örnektir; ne kadar sağa giderse, o kadar sola, ne kadar ileri giderse o kadar geri gider ve tüm hareketler ve olgular dengeyi bulmak üzere yeniden şekillenir. Ve bizler böylesi inişli çıkışlı duygu durumlarının ve de sürekli bir değişim içinde olan dış çevrenin etkisi ile bir oraya, bir buraya kolaylıkla savruluruz. Bu durumda hakikaten de herkesin çok iyi bildiği, sonbahar rüzgarıyla savrulan kurumuş yapraktan pek de farkımız yok gibi gözükmektedir. Her şeyin denge içinde olduğu zamanlarda içimize dolan iyimserlik halinin yerini, denge tekrar düzene girmek üzere bozulduğunda yerini çaresizlikle karışık kötümserlik alacaktır ve hayat nehrinin akışı boyunca biz, kendimizi, kontrol altında tutamadığımız fakat tuttuğumuzu sandığımız bir teknenin kaptanı olarak buluruz. Varmamız gereken yerle, vardığımız nokta arasındaki mesafe gözümüze hep aynı gelse de aslında, istencimiz dışında girmiş olduğumuz döngülerin bir neticesi olarak her daim farklıdır gerçekte. Kat ettiğimizi sandığımız fakat hep içine kıvrılan kollar boyunca geçen ömrümüzün, son perdede, kontrolümüz altında olmayan olaylar silsilesi ile şekillenmiş olduğunu fark ederiz. Bu böyle gelir, böyle gider ömürler ömürler boyunca.

Bunun farkında olabilmek bir şeydir, buna karşı bir şeyler yapabilme istenci başka bir şeydir. Çok az insan evrensel yasaların kendisi için de geçerli olduğunu ve ondan kaçış olmayacağının farkındadır. Bu noktada kendisini köşeye sıkışmış, kapana tıkılmış gibi hisseden insan aynı zamanda hiçbir zaman bir kaçışın olmayacağının da farkına vardığında ‘yalan dünya’ fenomenine sıkı sıkıya tutunur. Bir yanılsamanın içinde yaşadığını, eninde sonunda bu kötücül rüyanın bitmek zorunda olduğunu, çevresindeki olayların ve insanların gerçekte olmadığını ve algılayan olarak sadece kendisinin var olduğu fikrine sıkı sıkıya tutunabilir. Bu beyhude çaba maalesef içinde bulunduğu durumu ne daha az gerçek kılar ne de onun için bir çözüm sunar.

Kader inancının tam da burada devreye girmesi lazımdır lakin kör kütük bir sarhoşluk içinde, içeride yeşeren inancın, gerçek bilginin yerini alamayacağı aşikârdır. Kader evrensel bir yasadır; iplerin bizim elimizde olmadığını suratımıza vuran bir hakikattir; inanmak onu daha az gerçek kılmaz fakat içsel deneyimin yerini inanma almaz. Dıştan dolu, içten boş kelimeler onu daha çok inandırıcı eylese de daha çok bilinir kılmaz. Atılan zarın ne geleceğini dahi bilmeden kadere karşı koyabilmenin mümkün olduğunun sanılması ise kuşkusuz içler acısı bir durumdur. Fakat karmakarışık insan zihninin içinden birtakım teoriler ve inançlar çıkacak, bilemediğini kabul etmeyip inanmak için kollarını sıvayacaktır. Bilemediğimiz yerde bilmediğimizi kabul edip, kendi zihnimizin yarattığı birtakım imgelerin esiri olmasaydık belki birkaç basamak daha çıkabilecek irade gücü sergileyebilirdik fakat öylece kalakaldık; milyonlarcamız, milyarlarcamız öylece kapana sıkıştık.


Kapandan çıkmanın yolu aslında gene kapanın içinden geçmekle başlıyor. Labirentin dışından labirenti çözemezsiniz fakat belki anca bir kuş kadar yükselebilirseniz yukarıdan bakarak çözümü rahatlıkla bulabilirsiniz. Çözüm evrensel yasaların dilini anlamaktan ve prensiplerini çözebilmekten geçer. Fakat kaçımız bu dereceye kadar yükselip yasaların dilini anlar olduk ki? Gene de her şey için çok geç değil. Bu esareti kendimizin ve insanlığın iyiliğine kullanabilmemiz esirken de mümkündür. Fakat işe parçası olduğumuz düzeni bozamayacağımızı, onun bir parçası olduğumuzu bilerek başlamamız ve mutlak özgürlüğe yalnızca bütünün tabi olduğunu her daim aklımda tutmamız lazım gelir. Bütünün, bu koca evrenin bir parçası olmak, ölüm ve doğum süreçlerinin de bir parçası olduğumuz anlamına gelir ki bu gözle gördüğümüz bir şeydir. Fakat ne ölümün, ne de doğumun bizi biz yapan özelliği bozamayacak olması işin güzelliğidir. Her seferinde sil baştan oyun başladığında tekrardan yerlerimizi alacak olmak belki de bir mutluluk kaynağı olarak var olmanın şerefine nail olmamızı sağlar.

Şu anki hayatlarımızla ilgili bir başlangıç olarak yapabileceğimiz yegâne ve en önemli şey; içsel ve dışsal faktörlerin, insanların ve de çevrenin oyuncağı olmaktan kurtulmak, kendi kararlarını kendi alabilen, iradesi, yaratım ve edim gücü yüksek, kötü ve şaşırtıcı olaylar karşısında bir taş gibi merkezinde kalmayı becerebilen bireylere dönüşmek olacaktır. Ölüm, hastalık, kaza hayatın her alanında her saniye başımıza gelebilecek önlenemez olgulardır. Bunlardan kaçabilmemiz mümkün değildir; yapılabilecek en doğru hareket bunların önlenemezliği karşısında gerekli tavrı takınmak olacaktır ki bu tavır iradenin gücüyle içsel dengemizi kaybetmemek olacaktır. Bu elbette duyguların üstüne örtmek eylemi değildir; duyguları görerek onların bizi savurmasına izin vermeme eylemidir. Öte taraftan zihinlerinin mutlak kontrolünü ele geçirmiş olanlar, bizimkiler üzerinde de birtakım deneyler yapmak isteyeceklerdir. Bu ne onlar için iyidir, ne de bizim için. Ettiklerini bulacaklardır elbet çünkü evrensel yasaları kötü niyetle kullananlar eninde sonunda bunun cezasını çeker. Bir nevi kara büyüyle bizi etkilerine altına alan ve onların fikirlerini kendi fikirlerimizmişçesine benimseten gruplara karşı bir kalkan geliştirebilmek adına, zihnimin sakinliğini ve kontrolünü elimize almamız ve bunu mümkün mertebe hızlı yapmamız bizi olaylar karşısında salim ve dik tutacak, kötü grupların, reklamların etkisinden kurtulmamızı sağlayacaktır. İrademiz elimizdeki en önemli güçtür ve aynı zamanda eril bir kuvvettir. Sürekli geyleşen bir toplum aslında bir metafordur; eril gücün yani iradenin elimizden alınıyor olduğunun bir göstergesidir; iyice kontrol altına girdiğimizin en önemli işaretlerinden biridir.
Fakat konuyu dağıtmamak adına burada bırakıyorum.
Her ne olursa olsun evrensel yasalara tabi olmak, onları lehimize ve iyilik için kullanabiliyor olmamızı engellemez. Öncelikle zihnimizin kontrolünü elimize alarak, etkilerin yarattığı içsel tepkilerimizi azaltmamız ve her koşulda ve de durumda, ne olursa olsun, olmamız gerektiği yerde, olmamız gereken kişi olduğumuzu bilerek, irade gücümüzle kendimizi dik tutabilmek ve metanet sahibi olmak atılacak küçük bir adım gibi görünse de oldukça zorlu ve sebat gerektiren bir süreçtir. Üzerimize gelen dalgaları kontrol edemesek de tıpkı deneyimli bir sörfçü gibi kendimiz için kullanıp, üzerlerinde düşmeden kalabilmemiz istenilen sonuç olacaktır. Ve bunu öğrenmemiz mümkündür. Yeter ki istencimizi irademize yönlendirebilelim. Zihinsel kontrolümüzü elimize alabildiğimizde, çevremizdeki insanları da iyi yönde etkileyebilmemiz mümkün olacaktır. Fakat ilkin işe kendimizde başlamamız şarttır. Kendi kontrolümüzü elimize aldığımızda, yasalar çerçevesinde başaramayacağımız bir iş kalmayacaktır ve insanların, olayların ve içsel kimyasal reaksiyonların esiri olmaktan kurtulabilmek adına atılabilecek en doğru adımdır.

Yasalar yardımcımız, evren gözcümüz, ruhumuz yoldaşımız olsun. Ve de öyle olsun. Alas!

İLETİŞİM